Haber ve Duyurular

KTMÜ'de Çanakkale Şehitleri'ni Anma Programı Düzenlendi

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi'nde "İstiklal Marşı'nın Kabulü, Mehmet Akif Ersoy'u ve 18 Mart Çanakkale Şehitleri'ni Anma Günü" adlı program düzenlendi.

Programa Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçisi Cengiz Kamil Fırat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bişkek Temsilcisi Atınç Keskin, Büyükelçilik mensupları, KTMÜ Rektörü Prof. Dr. Sebahattin Balcı, Rektör Vekili Prof. Dr. Asılbek Kulmırzayev, akademisyenler, öğrenciler ve basın mensupları katıldı.

Program şehitlere saygı duruşu ve milli marşların okunmasıyla başladı.

Açılış konuşmalarının ardından savaş sırasında yaşananlar öğrenciler tarafından sergilenen oyunla anlatıldı, öğrenciler İstiklal Marşı'nın on kıtasını okudu, KTMÜ Türk Dünyası Orkestrası Çanakkale şarkılarından oluşan bir konser verdi, TRT Avaz yapımı Çanakkale konulu film gösterildi ve Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın, “Çanakkale Zaferi ve Edebiyatta Temsili” konulu sunum yaptı. Program sonrasında konuklara Kahraman Türk Askeri'nin savaşta yediği buğday çorbası ve hoşaftan oluşan öğle yemeği ikram edildi.

Programdaki konuşmasıyla Türk dünyasının gençlerine atalarının şanlı tarihini özetleyen Rektör Prof. Dr. Sebahattin Balcı şunları söyledi:

Tarihte görülen en büyük deniz gücü

"Çok uzun yıllardan beri, en azından 2010 yılından beri, bu şerefli müessesede hizmet ediyorum. Bu salon o tarihten beri çok kez Çanakkale Zaferi, Şehitler Günü ve İstiklal Marşı’nın kabulüyle ilgili programa sahne oldu. Burada Türk tarihinin en önemli olaylarından ve zaferlerinden birisini bir kere daha derinden anlamaya çalıştık. Sevgili gençlerimize aktarmaya gayret ettik.

Bugün de yine aynı maksatla bir arada bulunuyoruz. Birkaç soru sorarak konuşmama başlamak istiyorum. Neden Çanakkale Savaşları için geldiler? Kim geldi? Kimler geldi? Ne oldu? Ne sonuç elde edildi?

Çok muhterem hazırun; Çanakkale’ye, o boğaza, o küçücük kara parçasına, tarihin gördüğü en büyük deniz gücü geldi. Burada Silahlı Kuvvetler mensuplarımız var. Hâlâ bu kadar bir deniz gücü herhangi bir savaşta bir araya gelip bir küçücük toprak parçasına ve bir dar boğaza yüklenebildi mi, yüklendi mi? Hâlâ yok. Gelenler I. Cihan Savaşı’nın İtilaf Devletleri grubunda olan güçlü devletler kısmını oluşturan İngilizler, Fransızlar ve onların sömürgelerinden gelen pek çok asker ve Cumberland bölgesinde bulunan Kanada da buna dahil. Mehmet Akif çok güzel söylüyor. ‘Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela?’ Burada insanları küçümsemiyor asla; ama hangi coğrafyadan kimlerin geldiğini söylüyor. Gelen büyük deniz gücünün, o yenilmez denen armadanın, 103 parçasını ki içerisinde iki denizaltı var, zırhlılar var, muhripler var, kruvazörler var. Yani o günün tarihinde deniz üstünde yürüyen bütün büyük savaş makinaları ve deniz altında olanları var, deniz üstünde olan uçaklar da var. Çünkü iki de uçak gemisi var 1915’te. Toplanıp getirilen 500 bin civarında da eğitilmiş asker var. Bunlar İngiliz Ordusu’nun seçkin askerleri, Fransız Ordusu’nun seçkin askerleri ve Mısır’da önce toplanıp eğitilip daha sonra bu Boğaz Harbi için getirilen Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar, Karadağlılar, Hindistan’dan gelenler, Afrika’dan getirilenler, böyle bir grup…

Yeni Zelanda’daki Saldırılar

Tabii yeri gelmişken de şimdi hafızamızda hiç silinmeden duran en taze olayı da burada bir kere daha büyük üzüntü ve yapan ve yaptıranları da tiksinti ile ifade ederek Yeni Zelanda da hayatını kaybeden, bu alçakça terörist hareketle kurban olan 50 kardeşimizi burada rahmetle anıyor, yaralılara acil şifa diliyor, bir kere daha böyle bir şeyin olmamasını gönülden temenni ediyor, bütün insanlık için, bütün insanlığı öldüren bu hareketlerin yok edilmesini insanlıktan bekliyoruz. Orada sadece 50 kardeşimiz şehit edilmedi, öldürülmedi, insanlık öldürüldü. Masum, sadece ibadet için, kimseye zarar vermeden ve herkesin de mutlu bir ülke diye bildiği Yeni Zelanda da bu masumların üstüne kurşun yağdırıp kan kusturan alçakları, Allah dünyada da ahirette de zelil etsin, rezil etsin, perişan etsin!

Bütün tarihin intikamını almaya geldiler

İşte böyle bir Çanakkale’ye böyle bir güçle gelindi. Yapılmak istenen şey neydi? Sabahleyin Boğaz’a gireriz, yani 18 Mart Sabahı Boğaz’a gireriz, öğleden sonra saat 5’te meşhur İngilizler’in beş çayını İstanbul’da içeriz. Bu kadar kolay; çünkü öyle bakıyorlar, karşımızda kim var diyorlar? Alt alta yazıyorlar. Böyle bir muazzam güce direnecek hiç kimse yok. Onların hesabı böyle. Karşılarında kim var dediğimiz zaman, şanlı Türk tarihinin her sayfasını kanıyla, şanıyla, şerefiyle yazan Kahraman Türk Ordusu var. İmanıyla kendini ispatlamış, yine Akif’in deyişiyle ‘iman dolu göğsü gibi serhaddi’ olan bir Türk Askeri var. Bunu anlayamamışlar. Hâlbuki anlamaları için çok zaman geçmişti. En azından 1071’den beri bizimle hep karşı karşıyaydılar. Bizi anlamaları için yeteri kadar tecrübe de kazanmışlardı. Fakat nedense son zamanlarda bizim gerilememiz ve zafiyetimiz, hele son 100 yılda dişe dokunur bir zafer kazanamamamız, ‘hasta adam’ diye tanımlanan Osmanlı Cihan Devleti ve daha da kötüsü Balkan Harbi’ndeki yaşadığımız facia bunları cesaretlendirmişti. Onun için 5 çayı içme keyfiyle Boğaz’a girdiler. Fakat karşılarındaki bu kahraman ordu -Anadolu ve Gelibolu yakasındaki müstahkem mevkilerden insan üstü bir gayretle ve bir cennet bahçesine girercesine şen, sevinçli mutlulukla koşan şehitlerimizin gayretiyle- Boğaz’ı bu büyük armadaya dar etti. Gemilerin adları çok meşhurdur ve çok da anlamlıdır. Mesela birisinin adı Agamemnon. Nedir agamemnon? Truva zamanında Anadolu’yu ele geçirmek için gelen o zaman ki Grek Ordusu’nun başı, komutanı, devlet adamı ve kralı. Geminin adı Agamemnon, yani bir nevi Truva’yı yeniden alacağız hesabı var. Bir diğerinin adı Irresistible; yani dayanılmaz. Bir diğerinin adı Inflexible; eğilmez. Böyle çok iddialı isimler. Bir başkasının adı Queen Elizabeth. Bir başkasının adı Charlemagne: biliyorsunuz Orta Çağ’da Fransızlar’ın büyük kralı. Yani bütün tarihin intikamını almak için gelmişler sanki. Bu büyüklerin çoğu denizin dibini boyladı. Kiminle derseniz, bir gemimiz vardı adı Nusret, onun komutanı vardı Hakkı Bey, yardımcısı Nazım Bey ve ellerinde 26 mayın… Bunlar büyük bir kahramanlıkla komutanlarının kendilerine vermiş olduğu görevi büyük bir başarıyla yerine getirerek bu büyük gemilere, büyük zırhlılara, 18 Mart günü öğleden sonra saat 4 gibi denizin dibini boylattı. Evet, Hakkı Bey de görevini yaptıktan sonra, zaten kalp rahatsızlığı vardı, orada şehit oldu. Değerli Kardeşlerim, Hakkı Bey’in yeni doğan bir çocuğu, arkada dul kalan gencecik bir eşi vardı. Hani Arif Nihat Asya diyor ya ‘Sen de geçebilirsin anadan yardan serden, senin de okuyalım destanını ezberden.’ İşte onlar anadan geçenlerdi, yardan geçenlerdi, evlattan geçenlerdi. Bir tek şeyden, vatandan geçilmezdi, bayrak indirilemezdi, ezan susturulamazdı, düşman çizmesi mübarek vatan toprağına basamazdı. Bunu görmektense ölmek en şereflisiydi.

Seyit Onbaşı

O deniz harbinin aklımızda kalan kahramanları, mesela Seyit Onbaşı… Tabii ki büyük komutanlar var, orada Esat Paşa var elbette. Ama biz daha çok sahada olanları, canhıraş mücadele edenleri, bir vahşetin yaşandığı yerde kendisini feda edenleri anıyoruz. Seyit Onbaşı kim? Seyit Onbaşı bir top müfrezesinde görevli bir Mehmetçik, asker. Düşman gemileri geliyor, Boğaz’a girmişler, geçmek üzereler, fakat topun mekanizması bozuluyor. Vinç, mermiyi kaldıramıyorlar. Topun ağzına süremiyorlar. O büyük zırhlılar da geçmek üzere... Bu kahraman asker, ‘Ya Allah!’ deyip; 276 kiloluk mermiyi sırtına alıyor, götürüp topun namlusuna sürüyor. Bunu bir değil, üç kere yapıyor. O mermilerden bir tanesi Ocean’ı batırıyor.

Olağanüstü bir zamanın yaşandığı yer

Sevgili Kardeşlerim, olağanüstü bir zamanın yaşandığı yerdir Çanakkale ve Boğaz Harbi. Büyük şok yaşayan ordu, düşman gücü, ordumuzun karşısında geri çekilmek durumunda kalıyor; ama vazgeçmiyorlar. Deniz Kuvvetleri’ni Limni’de toplayıp tekrar toplanıp toparlanıp bu sefer de 25 Nisan gecesi gelip Gelibolu’dan kara harekâtına başlıyorlar. Gerçekten bir kere daha Türk’ün ateşle imtihanı başlıyor. Güçler dengeli mi, savaş adaletli mi? Demin söyledim. Gelenler zamanın en büyük silahlı gücüyle, en iyi şekilde eğitilmiş, teçhiz edilmiş ve çok iyi şekilde de beslenen bir orduyla geliyor. Mücadele eden, vatanını koruyan, namusu için canını verenlere baktığınız zaman çok büyük dengesizlik var, adaletsizlik var. Savaşta da adalet gerek, elimizdeki silah gücümüz çok düşük, ateş gücümüz düşük, ordumuzun teçhizi ve askerimizin giyim kuşamı bile Anadolu’dan ne toplanıp getirtilebilmişse o. Yediği yemekse -biraz sonra saat 12.00’de bütün Manas Üniversitesi, Çanakkale Zaferi’ni bize hediye eden kahraman ecdadımızın yediği yemekten bir örnek yiyecek- kırık buğday çorbası, kırık ekmek parçası ve yanında hoşaf, şekersiz hoşaf. Her gün yok. Bazı sabahlarda kahvaltı yok, öğle yemeği yok. Akşam yemeği, işte bu dediğimiz çorba. Bazı zamanlarda kahvaltı var, öğle yemeği yok, akşam yemeği de yok. Bu kahraman asker, bu şerefli evlatlarımız, ecdadımız, 25 Nisan’dan 9 Ocak’a kadar bu mücadeleyi veriyor.

Buradan da hatırımızda kalanlar var. Mesela 57. Alay: tamamı şehit olmuştur.

Mesela Bomba Sırtı... Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bomba Sırtı’nı anlatıyor. Diyor ki ‘Düşman siperleriyle bizim siperler arasındaki mesafe 8 metre. Ön saftakiler tamamen şehit olacak, biliniyor. Arkadakiler, öndekilerin yerini almak üzere hazırlanıyorlar. Ölüm muhakkak. Kur’an-ı Kerim bilenler okuyor, bilmeyenler Kelime-i Şehadet getiriyor. Biraz sonra ölecekler.’ İşte diyor, ‘Çanakkale Zaferi’ni bize kazandıran bu yüksek ruhtur.’ Yani iman dolu göğsünü bu hayasızca akına siper eden Kahraman Türk Askeri, Mehmetçik’tir.

Conkbayırı’nı hatırlarız. Dere kan olmuştur. Dere kan akıyor. Bu, aziz şehitlerimizin kanı. Anzak askerlerinin çıkarma yaptığı koyda deniz kıpkızıla büründü. Denizin maviliğinin yerini kıpkızıl bir renk aldı. Bu insan kanıydı. Bir Yahya Çavuş vardır. O bölgede küçücük askeri birliği ile kanının son damlası ve alacağı son nefese kadar mevziini terk etmeyerek, o mükemmel teçhizatlı Anzak gücünü saatlerce yerinde çakıp sahilden bir adım bile ileriye attırmayan… Kurşunları da sayılı, her kurşun atarken hesap yapıyor, arkada kaç tane kaldı diye…

Bir metrekareye 6 bin mermi

Sevgili Kardeşlerim, sevgili gençler bir ifadeye göre Çanakkale’de, o Gelibolu’da, o küçücük karada bir metrekareye 6 bin merminin düştüğü söyleniyor. Bir gözünüzün önüne getirin. Bir metrekareye 6 bin mermi düşmüş. Bu nasıl bir iştir? Onun için diyor Mehmet Akif ‘Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak / Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak’ Bedenler olmuş bu şekilde.

Bir Mustafa Kemal vardır Çanakkale’de…

Bir Mustafa Kemal vardır Çanakkale’de. Kendisine verilen görevin çok ötesinde büyük bir deha ve askeri güç, askeri birikim, inisiyatif kullanan ve düşmanı Arıburnu’nda, Anafartalar’da hezimete uğratan... Çanakkale böyle, biz hikaye mi anlatacağız çocuklarımıza? Masal mı anlatacağız? La Fontaine hikayelerine gerek yok. Bizim anlatacak gerçek hikayelerimiz var. Hepsi yaşanmış. Tek başına Çanakkale bütün bir neslimizi büyütmeye yetecek kadar hikayelerle, destanlarla doludur.

Güçlü düşmanın talihsizliği, karşısında Kahraman Türk Askeri’nin olmasıydı

Maksatları şuydu: saat 5’te İstanbul’da çay içip Osmanlı Devleti’ni I. Cihan Harbi’nde saf dışı bırakıp Rusya’ya yardım ulaştırıp o zamanki Çarlık Rusya’sını zor durumdan kurtarıp güçlü müttefik olarak I. Cihan Savaşı’nı kısa zamanda kazanmak ve savaşı kısaltmak. Olmadı bu iş. Geldiler, sonra hüsrana uğrayıp gittiler. Ama şunu söyleyeyim, Allah için çok ama çok, bütün imkânlarını kullanarak savaştılar. Kimse diyemez ki gelen düşman gücü korkaktı, beceriksizdi, iş bilmezdi. Hayır, onlar da kanlarını döktüler, öldürmek için öldüler. Ama karşılarında yenemeyecekleri bir kahraman Türk Askeri, Ordusu vardı. Talihsizlikleri o... Belki dünyanın başka yerinde böyle bir güçle gitselerdi, çok kısa zamanda istediklerini yaparlardı. Onları hezimete uğratan, bu kahraman milletin evlatları, şanlı Türk Ordusu’ydu. Almanlar da vardı tabii ki o cephede; ama sayısı azdır. Haklarını yemeyelim. Bin civarında yoktur Alman askeri Çanakkale’de. Komuta kademesinde hepsi bu kadar. Ama onların da çok etkili halleri yoktur. Sonuç bizim için ne oldu? Bizim için şu oldu: Devletimizi çökertemediler. Yüz yıldan fazla bir zamandır bir zafer kazanamamanın ıstırabını, hüznünü, sıkıntısını, bunalımını yaşayan büyük Türk Milleti, şanlı bir zafer kazanarak, bundan sonrası için başını dik tutacağını ve geleceğine sahip çıkacağını gösterdi.

İstiklal Savaşı’nın kilidi

Ve büyük komutan -o zaman albaydı- Mustafa Kemal’i kazandı. Kazandı ki sonra İstiklal Savaşı’mızı kazandık. Kısacası Çanakkale, bizim İstiklal Savaşı’mızın kilididir. Biz böyle bir zaferi kazandık; ama çok acı bir zafer oldu bize. Bedeli ağır oldu. 250 bin civarında şehidimiz, kaybımız var. Mesela İstanbul Tıp Fakültesi’nin son sınıf öğrencileri toptan cepheye geldiler. Hepsi şehit oldu. O sene İstanbul Tıp Fakültesi mezun veremedi. Çocuk yaşta askerlerimiz vardı, 14, 15 yaşında. Hani bir türküde var ya ‘Hey on beşli on beşli / Tokat yolları taşlı...’ Şimdi bazıları buna el çırpıyor. Bu, bizim yüreğimizin yarasıdır. Anlamayanlar el çırpıyor. ‘On beşliler gidiyor, herkesin gözü yaşlı...’ Nereye gitti bu on beşliler? İşte bunlar o cepheye gittiler. Kars’ından, Ardahan’ından, Erzurum’undan, Şam’ından, Halep’inden, Anadolu’nun Kastamonu’sundan, Çankırı’sından, her yerinden... Bosna’sından, Makedonya’sından, vatan toprağının her yerinden evlatlarımız orada bir ve beraber olarak bu zaferi kazanmayı sağladılar. Şimdi koyun koyuna yatıyorlar orada.

Bir şey daha söylemeyi isterim. Savaş bitmiş, aradan zaman geçmiş. Anzak diyorlar, bu Avustralya, Yeni Zelanda askerlerinin adı Anzak. Böyle bir kısaltması var. Onlar da çok kayıp verdiler. Çok da kahramanlık yaptılar, kabul etmek gerekir. Avustralya’da anneler, evlatlarının akıbetlerini merak ediyorlar, ‘Onlar orada kaldı. Belki de yüzlerce, on binlerce... Ne olacak onların hali? Bu Türkler şimdi onları orada rahat bırakırlar mı? İntikam alırlar mı?’ diye... İşte orada Atatürk’ü bir ker daha büyüklüğü ile görüyoruz. Onlara bir mesaj gönderiyor. ‘Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır. Siz hiçbir zaman merak etmeyin, sizin evlatlarınız artık bizim evlatlarımız. Şimdi onlar Mehmetçik ile koyun koyuna, huzur içinde yatıyorlar…’

Bu uğurda şehit olmak gül bahçesine girmektir

İşte Türk’ün büyüklüğü, işte Türk Askeri’nin büyüklüğü, işte Türk vatanının kurucularının, Devlet Başkanlarının büyüklüğü... Savaşı yapar; ama asla kin gütmez. Zaten öyle söylüyor Gazi Mustafa Kemal: ‘Haklı bir sebep olmadıkça savaş bir cinayettir.’ diyor. Biz haklıydık. Bin yıllık vatanımıza gelip namahrem el atmaya kalktı. Biz sadece vatanımızı koruduk. Hepsi o kadar. Ama düşmanlığımız yok, kin yok. Yine şair diyor ki ‘Gökyüzünde kara kara bulutlar, nereden geldiniz? Biz konuk severiz; ama düşmanları sevmeyiz’ Çanakkale’miz budur. Şehitlerimiz, Çanakkale’de şehitlerimiz var. Ama bu büyük Türk tarihi bize şehit vermede de herhalde dünya milletleri arasında birinciliği kazandırdı. Bizim milletimiz kadar şehit verebilmiş ne kadar başka millet var? Doğrusu, söylemek çok zor. Çünkü bizde vatan için, millet için, devlet-i ebed müddet için, nizâm-ı âlem için, i'la-yı kelimetullah için, kızıl elma için şehit olmak, bir gül bahçesine girmekten ibarettir.

O şehitlerimiz... Sadece şu Anadolu’nun vatan olmaya başladığı zamandan bahsetsek… Malazgirt… Karşımızda o zamanki tarihin süper gücü var: Büyük Bizans İmparatorluğu. Gelmişiz Anadolu’ya; vatan yapacağız burayı diyoruz, 50 bin evladımızla beraber... Evet, oradan başladık şehit vermeye. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, bu başlangıcı çok güzel anlatıyor. Diyor ki ‘Aylardan Ağustos, günlerden Cuma / Gün doğmadan evvel iklim-i Rum’a / Bozkurtlar ordusu geçti hücuma / Yeni bir şevk ile gürledi gökler / Ya Allah… Bismillah… Allahuekber’ Dava buydu! Bu şehitler silsilesi devam etti. Selahattin Eyyübiler mi dersiniz? Kılıçarslanlar mı dersiniz? Süleyman Şahlar mı dersiniz? Ertuğrul Gaziler mi dersiniz? Osman Gaziler, Orhan Gaziler... I. Kosova’da şehit düşen Büyük Hakan, Sultan, hükümdarımız Murad Hüdavendigar mı dersiniz? Hepsi bu davanın insanlarıydılar, adamlarıydılar. Bu davanın can feda etmiş insanlarıydılar. Bizim şehitlerimiz ya zaferde olmuştur, ya seferde olmuştur, ya vatan müdafaasında olmuştur, ya millet davasında olmuştur, ya devlet-i ebed müddet, devletin bekası için olmuştur. Başka bir davamız yoktur.

Bir Mohaç var: Bütün Orta Avrupa’yı, şanlı Türk ordusunun al sanacağını dalgalandırdığı yer olarak, iki saatlik bir meydan muharebesidir. Yahya Kemal Beyatlı’nın Akıncılar şiiri bunu çok güzel söylüyor: ‘Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik / Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! / Geçtik Tuna'dan kafilelerle.’

Sevgili Gençler, tavsiye ederim, Mehmet Akif’i okuyun. Yahya Kemal’i okuyun. Arif Nihat Asya’yı okuyun.  Onlar size bizim tarihimizi, ecdadımızı destansı şekilde anlatırlar. Hiçbir söz onların sözünün yanında bir değer ifade etmez. Açık söyleyeyim. Deniz Savaşı dedik. Aslında deniz savaşı mıydı? Bu bir deniz savaşı mıydı? Gelenler, denizden bize, karaya saldırdı. Biz karadan onların geçmesini engelledik. Bu tam bir deniz savaşı değil. Deniz savaşı için denizin üstünde iki gücün bir araya gelip birbiriyle harp etmesi gerekiyordu. Bizim bir deniz gücümüz yoktu ki orada. Ama deniz savaşı yaptığımız zamanlar oldu. Mesela şanlı Preveze, 1538’de... Şu dörtlüğü hiç unutmayacağız. Preveze’yi en güzel şekilde anlatıyor: ‘Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor? / Barbaros, belki donanmayla seferden geliyor / Adalardan mı, Tunus'tan mı, Cezayir'den mi? / Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi / Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor’ O mübarek gemiler hangi seferden geliyor? Şehitlerimiz bitmiyor. Seferler de bitmiyor. Zaferler de bitmiyor. Vatan müdafaası da bitmiyor.

Kût'ül-Amâre

İşte I. Cihan Harbi’nde Çanakkale kısmından bahsettik. Ama hemen Orta Doğu’da Kût'ül-Amâre var. Orada büyük bir kahramanlık var. Şehitlerimiz var. Medine Müdafaası ve onu yapan şanlı ecdadımız Fahrettin Paşa var. Yemen var. Hani şimdi yine eğlenceli türkü olarak söyleniyor ya eğlencelerde, ‘Havada bulut yok bu ne dumandır / Mahlede ölü yok bu ne şivandır’ Bu, Yemen’deki acımızdır. Yüreğimizi yakan halimizdir. Gidip de bir daha asla geriye gelemeyenlerdir. Onlar için söylenmiştir. Sarıkamış’ta karın bağrına bıraktığımız 83 bin şehidimiz var. Şanlı Kafkas İslam Ordusu var, bugün kardeş Azerbaycan’ın bağımsızlığının teminatı olan... Hangi birinden bahsedelim? İstiklal Savaşı’mız var. Sakarya var. Dumlupınar var. Tarihimiz bunlarla dolu. Mehmet Akif -belki biraz sonra arkadaşlar da söyleyecekler- şehitlerin durumunu anlatan çok güzel bir şey söylüyor. ‘Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker / Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.’ diye başlıyor. Sonunda şunu söylüyor: ‘Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber / Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber’ Acılarımız çok. Hüzünlerimiz de çok. Biz 22 milyon kilometrekare bir vatan toprağından küçülerek, şimdi 780 bin kilometrekareye büzüldük kaldık. Her kaybımızla büyük felaketler, travmalar yaşadık. Göçler oldu. Yerinden yurdundan koparılan göçler oldu. Anadan babadan kopan göçler oldu, ecdadının, anasının, babasının mezarını bırakarak. Bunlar çok ağır bedeller. Yine Arif Nihat Asya’dan, O’nun Ağıt şiirinden kısa bir şey söylemek isterim. Arif Nihat diyor ki ‘Ağlayın parmakları nur sularından kınalı kızlarım /Ağlasın Meraga göklerinden Meraga'ya bakıp yıldızlarım / Yollara Kürşadlar uzanmış ölü / Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü / Yiğitlerim uyur gurbet ellerde / Kimi Semerkant'ta bekler beni kimi Caber'de’ Bekliyorlar.

Hâlâ bedeller ödüyoruz

Şükürler olsun Rabb'imize, yeniden ecdadın mirasına ve emanetine sahip olmak üzere başımızı kaldırdık. Bedeller ödüyor muyuz? Tabii ki ödüyoruz. Büyük davanın büyük kan istediğini hepimiz biliyoruz. Biz 15 Temmuz’u da bu ruhla, o hain darbeyi, darbe teşebbüsünü, o küresel ihanet örgütü FETÖ’nün belasını da aynı gururla def ettik başımızdan. Bugün hâlâ Afrin’de, Fırat Kalkanı’nda, Kuzey Suriye’de, Irak’ta, Ağrı’da, Tendürek’te, Gabar’da, Kandil’de ihanet odaklarının kurutulması için vatan evlatları, Kahraman Mehmetçik yine anadan geçiyor, yine yardan geçiyor, serden geçiyor.

Vatan Şairi Mehmet Akif

Mehmet Akif, vatan şairi, sadece vatan şairi değil -büyük bir şereftir vatan şairi olmak- ama aynı zamanda hakkın ve adaletin yılmaz savunucusu, mazlumun yanında, zalimin karşısında abide gibi duran bir büyük şahsiyet. Onun çok küçük bir şiiriyle kendi lisanından anlatmak isterim: ‘Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum / Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boyunum / Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim / Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim / Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım / Çiğnerim çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım’

Bütün hayatı böyle geçti Mehmet Akif’in. 63 yıllık hayatında hiçbir zaman dünya malına değer vermedi. Ama davasından da asla taviz vermedi. Arif Nihat Asya’nın gençlere hitaben yazmış olduğu şiirinden birkaç dize daha okuyup konuşmamı bitirmek istiyorum.

Sevgili gençler! Arif Nihat Asya, Fetih Marşı’nda şöyle söylüyor, bir kısmını söyleyeceğim: ‘Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden / Senin de destanını okuyalım ezberden’

Şimdi destanlar anlattık. Ama yeni destanlar yazmak sizin göreviniz: ‘Haberin yok gibidir taşıdığın değerden / Elde sensin, dilde sen / Gönüldesin baştasın / Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın’ Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun!"

Gençler ecdadımızın izinden gitmeli

Prof. Dr. Asılbek Kulmırzayev de "Üniversitemizde bugün Çanakkale Savaşı Şehitleri'mizi anarak çok anlamlı bir faaliyet gerçekleştiriyoruz. Bu salonda bulunanların hepsi Çanakkale Savaşı'nı iyi biliyor. Bugün yeryüzünde 200’den fazla ülke var. Bunların içinde Türk halklarının, ülkerinin ve dalgalanan bayraklarının var olması, bizden önceki nesillerin, ecdadımızın eseri. Kahraman ecdadımız bize vatanımızda kendi dilimizle, kültürümüzle, örf ve adetlerimizle yaşama imkânı tanımıştır. Onlardan sonraki nesiller olarak bizler de bu büyük başarıları devam ettirerek, Türk haklarının ve ülkelerinin yeryüzünden silinip gitmemesi için üstümüze düşeni yapmalıyız. Her sorun savaş meydanında çözülmüyor. Bugün barış ve huzur içinde yaşıyoruz. Bir zamanlar Türk dünyası dağınık bir haldeydi. Şimdiyse bize tarihi bir imkân verildi: birlikte olmak. İşte bu imkân Türk halklarının bağımsızlıklarını kazanmasıyla ilgilidir. Günümüz dünyasında bir rekabetin olmadığını düşünmemek gerekiyor. Çanakkale Savaşı ve atalarımızın büyük mücadelelerle kazandıkları diğer savaşlar gibi Türk halklarının kanlarının döküldüğü savaşlar, form değiştirmiş olarak devam ediyor. Bugün bizim güçlü olmamız gerekiyor. Birlik içinde olamız gerekiyor. Bilimsel ve kültürel olarak gelişmiş olmamız gerekiyor. Günümüz dünyasında rekabet bunlar üzerinden yapılıyor. Eğitim, bilim, kültür ve insanlık... Bugün bizim şu soruları sormamız gerekiyor: Gelişmiş Batı ülkelerindeki teknolojiler bizde neden yok? Batı’nın kullandığı bilişim teknolojileri, otomasyon sistemleri ile üretim yapan fabrikalar bizim ülkelerimizde neden yok? Bu soruları kendimize sormamız ve bu sorulara cevap vermemiz gerekiyor. Bunlara cevabı siz gençler vereceksiniz. Gençlerimiz bizim gücümüzdür; ama bu tek başına yeterli değildir. Aklımızı kullanmalıyız. Dilde, fikirde ve işte bir olmalıyız. Bunu bizler gerçekleştireceğiz. Bunu bu salonda ve Üniversitede bulunan her bir öğrenci, hoca ve birey gerçekleştirecek. Geleceğimizin parlak olacağına dair derin bir inanç içerisindeyim. Gençlerimiz eğitimli, bilgili ve kültürlüler. Eğitim, bilim, kültür, zenginlik ve sağlığın da üzerinde en büyük görev, insan olmaktır. Bu olmadan öne geçmek hiçbir şekilde söz konusu olmuyor. Bunu büyük atamız Cengiz Aytmatov söylüyor: 'İnsan için en zor olanı, her gün insan olabilmektir.' diyor. Bu, Türk dünyasının genel niteliğidir. Bizim her şeyimiz var. Ancak bize üstünlük sağlayan iyi insanlar olmamızdır. Hepinize başarılar diliyorum. Tüm Çanakkale Şehitleri'mize Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun! Tüm Türk dünyasının şehitlerinin ruhları yaptığımız işleri görerek şâd olsun." dedi.

MEDIAMANAS

Haberin Tamamı: http://mediamanas.kg/lang-tr/3153-ktmde-anakkale-ehitlerini-anma-program-dzenlendi.html