2026-06-12

Mezunlarımızın başarı hikayeleri 5


BİR MEKTUPLA BAŞLAYAN KARİYER YOLCULUĞU

Hayatın yönünü değiştirmek için büyük kararlara gerek kalmıyor bazen, posta kutusuna bırakılmış sıradan bir zarf hayatı değiştirmeye yetebiliyor.

Kubat Kasımbekov bugün Londra merkezli BBC Kırgız Servisi’nin Genel Yayın Yönetmeni. Adı artık uluslararası medya çevrelerinde profesyonellik, editoryal disiplin ve saha gazeteciliğiyle birlikte anılıyor. Ancak onun hikâyesi, büyük şehirlerin medya koridorlarında değil, Kırgızistan’ın merkezden uzak bir köyünde başladı.

Henüz lise öğrencisiyken eline geçen küçük bir üniversite broşürü, onda açıklayamadığı bir his uyandırır. O günlerde Manas Üniversitesi, onun gözünde başka bir dünyaya açılan kapıdır. O kapıya yaklaşmanın tek yoluysa bir mektuptur. Rusça yazılmış kısa bir mektup. Kendisini tanıtır. Üniversiteye hayran olduğunu söyler. Nasıl öğrenci olabileceğini sorar. Sonra zarfı postaneye bırakır ve unutur. Aslında cevap beklemiyordur. Ama birkaç hafta sonra okul müdürü tarafından apar topar çağrılır. Manas Üniversitesi’nden bir öğretim görevlisi onu görmek için köye kadar gelmiştir.

“Hayatımda ilk kez,” diyor bugün, “bir kurumun sıradan bir öğrenciyi gerçekten ciddiye aldığını gördüm.” O gün öğretim görevlisinin yanında getirdiği broşürler, afişler ve öğrenci fotoğrafları uzun süre odasının duvarlarında asılı kaldı. Kubat, yıllar sonra dönüp baktığında bunun bir tür zihinsel hazırlık olduğunu düşünüyor.

“Kendimi oraya ait hissetmeye başlamıştım. Daha kampüsü görmeden.”

İki Hayat Arasında Verilen Karar

Kubat, dil öğrenmeye yatkındı, yazmaya da. Bu yüzden üniversite sınavlarında hem Mütercim-Tercümanlık bölümünü hem Gazetecilik bölümünü kazanır. Aslında çevirmenliğe daha yakın hisseder kendisini. Daha güvenli, daha düzenli bir hayat gibi görünmektedir.

Kayıt sırasında danıştığı görevli ise ona beklenmedik bir cümle kurar: “Gazetecilerin hayatını bilmiyor musun? Sürekli hareket halindeler. Her gün başka bir dünyanın içindeler.”

Bazı insanlar hayatlarının dönüm noktasını yıllar sonra fark eder. Kubat ise o anı bugün halâ net biçimde hatırlıyor. “Bir cümle bazen insanın kaderini belirliyor.”

Gazeteciliği seçer. Ve aslında biraz da belirsizliği.

Yoksulluğun İçinde Kurulan Entelektüel Dünya

Ailesinin maddi imkânları sınırlıdır. Şehir yaşamı pahalıdır. Düzenli para göndermeleri mümkün olmaz. Fakat Manas Üniversitesi’nin burs sistemi, onun gibi öğrenciler için hem ekonomik destek olur hem de sosyal eşitlik hissi yaratır. “O ortamda kimsenin hangi marka ayakkabı ya da tişört giydiği önemli değildi,” diye anlatıyor. “İnsanların bilgiye olan eğilimleriyle ilgileniliyordu.”

Bu cümleyi kurarken sesi yavaşlıyor. Çünkü onun hafızasında üniversite yılları, yalnızca derslerden ibaret değil. Fakülte koridorlarında dolaşan düşünceler, uzun tartışmalar, radyoda geçirilen saatler, yurttaki gece sohbetleri ve kütüphanede kurulan dostluklarla dolu.

Gündüz derslere girer. Öğleden sonraları Manas Radyosu’nda çalışır. Yaz aylarında ise tekstil atölyelerinde mesai yapar. Kazandığı para, yeni dönemi çıkarabilmek içindir. Ama hiçbir dönemde kendisini “yoksul” hissetmediğini söylüyor: “Çünkü zihinsel olarak büyüyorduk.”

Mikrofonun Arkasında Açılan Dünya

Henüz öğrenciyken KTRK’nın kültür programlarında çalışmaya başlar. Sonra Azattyk Radyosu gelir. Ardından BBC’nin Londra ofisi. Kariyeri dışarıdan bakıldığında istikrarlı bir yükseliş gibi görünse de, onun anlattığı versiyonda başarı daha çok tekrar eden disiplinlerin sonucu.

“Gazetecilikte kimse sana hazır bir zirve vermiyor,” diyor. “Her gün yeniden kanıtlaman gerekiyor.” Prag’da geçen yıllar boyunca haber merkezinin temposuna alışır. Editoryal düzeni, kriz anlarını, yanlış bilgiyle mücadeleyi ve sürekli tetikte olma halini öğrenir.

Gazeteciliği bir meslekten çok zihinsel durum olarak tanımlıyor: “Bu işte mesai saati yok. Saat altıda çıkıp dünyayı kapatamazsın.”

Sonra kısa bir sessizlik oluyor. “Bir trajedi yaşandığında sen de onun ağırlığını taşıyorsun.”

“Tarafsızlık” Denilen Şey

Kasımbekov’un konuşurken en çok üzerinde durduğu kavramlardan biri “beyaz sayfa”. Ona göre gazetecinin en büyük düşmanı sadece sansür değil, kendi zihnimizdeki ön kabuller. “Bir insan hakkında önceden karar vererek gidersen,” diyor, “soruların bile taraflı olmaya başlar.”

Bu yüzden her habere zihinsel olarak sıfırlanmış biçimde yaklaşılması gerektiğini düşünüyor. Bir editör olarak genç gazetecilere verdiği ilk tavsiye de bu: “Kendi inançlarını gerektiğinde yıkabilmelisin.”

Onun gazetecilik anlayışında tarafsızlık, duygusuzluk anlamına gelmiyor. Tam tersine, olayın ağırlığını hissedip yine de doğru kalabilmek anlamına geliyor. Doktorların Hipokrat Yemini’ne benzer şekilde, gazetecilerin de görünmeyen bir yemini olduğunu düşünüyor: “Toplumu doğru bilgiyle buluşturmak.”

Uykusuzluğun İçinden Çıkan Haberler

Araştırmacı gazetecilikten söz ederken yüz ifadesi değişiyor. Daha dikkatli, daha yoğun konuşuyor. Çünkü ona göre gazeteciliğin en ağır biçimi bu. “Bir araştırma dosyasının arkasında bazen aylarca süren zihinsel savaş vardır.” Yanlış yönlendirmeler, kasıtlı bilgi sızıntıları, güvenlik riskleri, uykusuz geceler…

Ama yine de o süreçleri tutkuyla anlatıyor. Çünkü gazeteciliğin en saf halinin orada bulunduğunu düşünüyor. “Bazen tek bir doğru cümle için günlerce uğraşırsın. Ama sonunda o cümle yerine oturduğunda her şeye değiyor.”

Gazeteciliğin İçindeki Müzisyen

Onu yalnızca haberlerle düşünmek eksik olurdu. Kubat Kasımbekov gençlik yıllarında besteler yapıyor, şiir yazıyor. Hatta bazı melodilerin rüyasında geldiğini anlatıyor. Gece uyanıp unutmasın diye telefona mırıldanarak kaydettiği olmuş.

Komuz çalıyor. Tenis oynuyor ve izliyor. Astronomi kitapları okuyor. “Gazeteci olmasaydım astronom olurdum,” diyor gülerek.

Sonra ekliyor: “Evrenle ilgili düşünmek insana alçakgönüllülük öğretiyor.”

Belki de bu yüzden haber merkezlerinin gürültüsünün içinde bile sakin kalabiliyor.

“Burada Ol”

Yoğun haber akışı içinde en zor şeyin zihinsel olarak eve dönebilmek olduğunu söylüyor. Fiziksel olarak aynı odada bulunmanın yeterli olmadığını fark etmiş zamanla. Özellikle çocuklarıyla ilişkisi bunu ona daha net göstermiş: “Oğluma bazen sadece şunu söylüyorum: ‘Burada ol.’”

Bu cümleyi neredeyse bir yaşam felsefesi gibi kuruyor. Çünkü modern medya dünyasında insanların bedenleri bir yerde, zihinleri başka yerde yaşıyor. Onun için “burada olmak”, dikkatini gerçekten bulunduğun ana verebilmek demek. Belki de bütün gazetecilik kariyerinden sonra ulaşmaya çalıştığı şey tam olarak bu.

Geleceğin Gazetecileri İçin

Bugünün medya dünyasını anlatırken heyecanı yeniden yükseliyor. Kısa videolar, yapay zekâ, hızlanan haber döngüsü, dikkat ekonomisi… Ona göre gazetecilik eğitimi artık tamamen değişmek zorunda.

“Üç sayfalık analiz yazmak kolay,” diyor. “Ama aynı şeyi 90 saniyede anlaşılır şekilde anlatmak çok daha zor.”

Yapay zekânın gazeteciliği nasıl değiştireceğini kimsenin tam olarak bilmediğini düşünüyor. Ancak bir konuda net: “Dil öğrenen insan hiçbir yerde kaybolmaz.”

Bu cümleyi söylerken kendi hikâyesi de görünmez biçimde araya giriyor.

Bir zamanlar köyde oturup Rusça yazdığı o mektubu düşünüyorsunuz.

Ve sonra Londra’daki BBC haber merkezini.

Aradaki yolu birbirine bağlayan şeyin yalnızca yetenek değil, merak, disiplin ve doğru zamanda yazılmış bir mektup olduğunu anlıyorsunuz.

Muhabirler: Asılay Toroeva ve Altınay Dosubekova