Mezunumuzun “Dağ Çocukları” Belgeseli Uluslararası Festivallerden Ödüllerle Döndü
Kırgızistan -Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü 2025 mezunu Guliza Abdıkamilova’nın yönetmenliğini üstlendiği “Dağ Çocukları” adlı belgesel film, uluslararası film festivallerinde elde ettiği ödüllerle dikkat çekti. Fakültemiz muhabirleri Altınay Dosubekova ve Asılay Toroeva, gerçekleştirdikleri röportajda genç yönetmen Guliza Abdıkamilova ile “Dağ Çocukları” filminin ortaya çıkış sürecini, uluslararası başarı hikâyesini ve KTMÜ’de aldığı eğitimin bu yolculuktaki katkısını konuştu.
“Dağ Çocukları” Festival Yolculuğuna Ödüllerle Devam Ediyor
Guliza Abdıkamilova’nın yönetmen koltuğunda oturduğu “Dağ Çocukları”, uluslararası festivallerden aldığı ödüllerle adından söz ettirmeye başladı. Daha önce ders projeleri kapsamında çeşitli kısa film çalışmaları gerçekleştiren genç yönetmenin bu ilk profesyonel belgeseli, Türkiye, Rusya, Belarus ve Kırgızistan’da düzenlenen saygın festivallerden ödüllerle döndü. Film, Türkiye’de “Geleceğin İletişimcileri” yarışmasında TRT Özel Ödülü’nü kazanırken, “Türk Dünyası Belgesel Film Festivali”nde ikincilik elde etti. “Dağ Çocukları” ayrıca Moskova’daki “Vertikal” festivalinde “En İyi Yönetmenlik”, Belarus’taki “Eurasia.Doc” festivalinde ise “Samimiyet Diploması” ile ödüllendirildi.
“KTMÜ’nün Sağladığı İmkânlar Başarı Yolculuğumda Belirleyici Oldu”
Guliza Abdıkamilova, muhabirlerimiz Altınay ve Asılay ile yaptığı söyleşide Manas Üniversitesi’ni tercih etmesinde nitelikli eğitim anlayışı, uluslararası imkânlar ve uygulamaya dayalı öğrenme ortamının etkili olduğunu anlatıyor. Üniversitenin sunduğu yaratıcı üretim alanlarının kendisine sinema aracılığıyla düşüncelerini ifade etme cesareti kazandırdığını söyleyen Guliza, Manas’ta geçirdiği yılları “benim için bir dönüm noktasıydı” sözleriyle özetliyor. “Manas’ın en büyük avantajlarından biri, öğrencilere sunduğu imkânlar,” diyen genç yönetmen, yüzde 100 ücretsiz eğitim ve burs olanaklarının büyük bir kolaylık sağladığını vurguluyor. Eğitim sürecinin sadece teoriyle sınırlı kalmadığını, özellikle fakültede öğrencilerin kendi projelerini hayata geçirebildiği bir ortam bulunduğunu belirten Guliza, “Burada gerçekten üretme fırsatı bulduk. Bu da bana yaratıcı özgürlük kazandırdı ve kendi bakış açımı sinema diliyle ifade etmeyi öğretti,” ifadelerini kullanıyor. Manas’ın kendisine mesleki birikimin yanında, güçlü bir felsefi bakış ve sosyal çevre de kazandırdığını dile getiren Guliza, hedefleri olan insanlarla tanıştığını ve kalıcı dostluklar edindiğini sözlerine ekliyor.
“Dağ Çocukları” Yakından Tanıdığı Bir Dünyanın Hikâyesi Oldu
Guliza Abdıkamilova, “Dağ Çocukları”nın ortaya çıkış sürecini anlatırken filmin aslında kendi yaşamına ve yakından tanıdığı bir dünyaya dayandığını söylüyor. Film fikrinin, babasının önerisiyle şekillendiğini belirten genç yönetmen, konuyu daha yakından çalışabilmek için memleketi Nookat ilçesine giderek sonbahar aylarında senaryo üzerinde çalışmaya başladığını, çekimlerin ise kış mevsiminde, Ocak ayında gerçekleştirildiğini ifade ediyor. Diploma projesi olarak hayata geçirdiği bu belgeselin, dört yıl boyunca edindiği teorik bilgileri pratiğe dönüştürmesi açısından kendisi için özel bir anlam taşıdığını vurgulayan Guliza, yapım sürecinin konu seçimi, senaryo yazımı, ekip oluşturma, teknik hazırlık, karakterlerle iletişim ve kurgu gibi pek çok aşamadan oluştuğunu dile getiriyor. Bu sürecin kendisine yalnızca bir film üretme deneyimi değil, sabır, güçlü gözlem ve insanlarla doğru bağ kurma becerisi kazandırdığını söylüyor.
“Dağ Çocukları”, Eğitime Ulaşmak İçin Verilen Sessiz Mücadelenin Hikâyesi
Guliza Abdıkamilova, “Dağ Çocukları”nı anlatırken bir belgeselden değil, zorlu koşullara rağmen eğitimden vazgeçmeyen çocukların hayatından söz ediyor. Genç yönetmene göre film, dağlık bir bölgede yer alan küçük bir okulda okuyan öğrencilerin gündelik yaşamını merkeze alıyor ve onların hem doğayla hem de imkânsızlıklarla iç içe geçen eğitim mücadelesini görünür kılıyor. Belgesel, “Eğitim gerçekten her çocuk için eşit ölçüde erişilebilir mi?” sorusunu izleyicinin önüne taşırken, şehirlerde dijital olanaklarla desteklenen eğitim ortamlarıyla, uzak bölgelerde öğretmenlerin kişisel çabalarına ve sınırlı imkânlara dayanan eğitim gerçekliği arasındaki farkı da çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Filmde bir taraftan çocukların kimi zaman karla kaplı yolları aşarak, kimi zaman da eşekle okula gitmek zorunda kaldığı yaşam koşulları yansıtılıyor, bir taraftan da öğretmenlerin tüm zorluklara rağmen çocuklara bilgi ve umut taşımaya devam eden çabası da hissediliyor. Bu açıdan Guliza, filmini çocukların yanı sıra eğitimin değerine ve öğretmenlik mesleğine duyulan saygıya adanmış bir çalışma olarak gördüğünü ifade ediyor.
Filmin isminin taşıdığı anlamın kendisi için özel olduğunu söyleyen Guliza, “Dağ Çocukları” adının yalnızca coğrafi bir tanımlama olmadığını vurguluyor. Ona göre dağın sert koşulları, filmde yer alan çocukları yalnızca fiziksel olarak değil, karakter olarak da şekillendiriyor. Bu nedenle belgeselin, çocukların ne kadar güçlü, dirençli ve cesur olduklarını göstermesini istediğini belirten genç yönetmen, dağın saflık ve yücelik simgesi gibi, bu çocukların da bilgiye ve daha yüksek hedeflere ulaşma arzusu taşıdığını söylüyor.
Soğuk, Yol ve Zorluklar… Ama Vazgeçmeyen Bir Ekip Hikâyesi
Guliza Abdykamilova, “Dağ Çocukları”nın yalnızca kamera önündeki çocukların değil, kamera arkasındaki emeğin de hikâyesi olduğunu ve çekimlerin Ocak ayına denk gelmesiyle, ekibin Bişkek’ten Oş’a uzanan uzun ve yorucu bir yolculuğa çıktığını söylüyor. Sert kış şartları, dağ yolları, dondurucu soğuk ve teknik aksaklıklar zaman zaman süreci zorlaştırsa da Guliza’ya göre tüm bu güçlükler filmin ruhunu daha da derinleştirmiş. Belgesel çekimlerinde her şeyin planlandığı gibi ilerlemediğini anlatan genç yönetmen, bazen en gerçek ve en güçlü anların tam da bu beklenmedik anlarda ortaya çıktığını ifade ediyor. Üç gün süren çekimlerde çocuklarla çalışmanın ayrı bir hassasiyet gerektirdiğini, dağın tepesinde yaşanan teknik sorunların ve soğuğun herkesi zorladığını anlatan Guliza, buna rağmen ekibin büyük bir özveri ve dayanışmayla çalıştığını vurguluyor. Bu yolculukta ailesinin, özellikle de babasının desteğinin kendisi için çok özel bir yeri olduğunu söyleyen genç yönetmen, çekim süreci boyunca yanında olan babasının hem moral hem de pratik anlamda en büyük gücü olduğunu dile getiriyor. Guliza’ya göre bazen bir filmin arkasındaki en görünmeyen destek, onu ayakta tutan en güçlü şey olabiliyor.
“Üniversitenin Desteği ve Hocalarının Rehberliği Sürece Güç Kattı”
Guliza Abdıkamilova, “Dağ Çocukları”nın ortaya çıkış sürecinde üniversitenin sunduğu teknik ve akademik desteğin kendisi için çok önemli olduğunu ifade ediyor. Çekim sürecinde kamera, ses kayıt ve ışık ekipmanları gibi ihtiyaç duyulan tüm teknik imkânların KTMÜ tarafından karşılandığını belirten genç yönetmen, bu desteğin projeyi daha güçlü ve nitelikli bir şekilde hayata geçirmesinde belirleyici rol oynadığını söylüyor. Guliza’ya göre filmin gelişiminde teknik olanaklar kadar hocalarının yönlendirmeleri ve yapıcı katkıları da büyük önem taşıdı. Filmin sanat yönetmeni ve yapımcısı olan Stambulbek Mambetaliev’in sürecin her aşamasında kendisine rehberlik ettiğini anlatan Abdıkamilova, bu desteğin bugün de devam ettiğini vurguluyor. Genç yönetmen, filmin uluslararası platformlarda görünürlük kazanmasında Mambetaliev’in katkısının sürdüğünü, yakın zamanda Moskova’da düzenlenen “Bilinmeyen Rusya” festivalinde finale kalan filmin de yine onun desteğiyle tanıtıldığını belirtiyor.
“Kendi Yolunuzu Cesaretle Çizin”
Guliza Abdykamilova, muhabirlerimize verdiği röportajda, gençlere yalnızca mesleki değil, kişisel bir yol haritası da sunuyor. Bir fikrin peşinden gitmenin önemine dikkat çeken genç yönetmen, her büyük başarının küçük bir adımla başladığını vurguluyor. Hata yapmaktan korkulmaması gerektiğini ifade eden Guliza, bu sürecin öğrenmenin ve gelişmenin doğal bir parçası olduğunu söylüyor. Kitap okumanın, film izlemenin ve sürekli yeni şeyler öğrenmenin düşünce dünyasını genişlettiğini belirten Abdıkamilova, motivasyonun ise doğru bir çevreyle güçlendiğini dile getiriyor. En önemli meselenin kişinin kendi iç sesini dinlemesi olduğunu vurgulayan genç yönetmen, “Kalbinizin sizi götürdüğü yolu seçin” diyerek gençlere sesleniyor: “Ben, herkesin hayatında kendine ait bir yolu ve zamanı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden başkalarıyla kıyaslanmadan, kendi ritminde ilerlemenin insanı gerçek başarıya taşıdığına inanıyorum.”






